Babalar Günü, Baba Olmak ve Babam

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Her zaman anneler günü, babalar günü gibi özel günleri kutlarken tereddüt ediyorum. Birilerini üzmek, kötü anıları canlandırmak gibi endişelerim oluyor. Ancak bir yandan da genel kabul görmüş bir günü es geçmek istemiyorum. İşte böyle karmaşık duygular içinde, en son söyleyeceğimi baştan söyleyerek, kalben veya biyolojik çocuğu olan veya çocuk bekleyen, herhangi bir canlıya baba şefkati ve ilgisi ile “babalık” eden erkeklerin ve çocuğuna hem anne hem baba olan annelerin “Babalar Günü”nü kutluyorum.

Baba Olmak

Bu yıl üçüncü babalar günümü yaşıyorum. İlk iki yılı kaçırdık oğlumla. Bu kaçan yılları da, şimdiki günlerimizi dolu dolu yaşayarak telafi ediyoruz. Oğlum hayatıma girdiğinden beri ben de baba olmayı öğreniyorum aslında. 44 yaşında birden 2,5 yaşında bir oğlu olmuş baba olarak, bazen yanlışlar yapıyorum elbette. Bazen gerildiğim, bazen sinirlendiğim anlar da oluyor. Tek ebeveyn olmanın zorluklarını yaşadığım zamanlar da oluyor. Çocuk gelişimi ve çocuk yetiştirmekle ilgili kitapları okuyorum fakat bazen her şey o kitaplarda yazdığı gibi “en ideal” şekilde olmuyor. “Ahh ben ne kötü bir ebeveynmişim” demeden, edindiğim bilgileri oğlumla olan ilişkime adapte etmeye çalışıyorum. Mükemmel ebeveyn veya mükemmel çocuk olmadığının farkındayım. Farkında olduğum en önemli şey ise “sevginin gücü”. Bunaldığım zamanlarda oğlumun “baba biliyor musun ben seni çok seviyorum” deyip, boynuma sarılması…işte o an her şeyi unutup, evlat edinme kararımın ne kadar doğru olduğunu tekrar anlıyorum. 

Baba olmak… doğrularıyla, yanlışlarıyla, hatalarıyla, gururuyla, endişeleriyle, sorumluluğuyla ama en çok da mutluluğuyla tarif edilemez bir duygu. Hani bazı şeyler için “yaşamadan anlayamazsınız” denir ya, işte tam da böyle bir şey baba olmak!

Babam 

Babamı 2005 yılının Eylül ayında, bağırsak kanseri sebebiyle kaybettik. En büyük üzüntüm; babamım oğlumu görememesi, torununa sarılıp, öpüp koklayamaması.

1960’larda Ordu’nun bir köyünden İstanbul’a göç edip, tırnakları ile kazıyarak kurduğu işi, yaptığı evi ile bize bir yuva sunması yanında, hem annemi hem de biz 4 erkek çocuğunu hiç üzmedi. Orta sınıf bir aile olarak, isteklerimizi mümkün olduğunca yerine getirdi. Özellikle eğitimizle ilgili hiçbir masraftan kaçınmadı. Hatta hep anlatırım; devlet okulunda okuduğum orta öğretim son sınıfında, 2 arkadaşım ile birlikte iyi bir üniversiteye girmek istiyorsak daha iyi bir liseye gitmemiz gerektiği kararını almıştık (o zamanlar 15 yaşındaki çocuklar bunu düşünebiliyordu demek ki!). Araştırmalarımız sonucunda, aile bütçesini sarsmayan, eve yakın olan ve iyi bir eğitim sunan, o zamanlarda fiyatı şimdiki gibi “uçuk” olmayan, vakıf lisesi Şişli Terakki’de karar kılmıştık. O akşam babalarımıza bunu söyleyecektik. Okul çıkışı eve gelip, babamı beklemeye başladım. İşten eve gelince, daha yemek yemeden “baba sana bir şey söyleyeceğim” deyip, arkadaşlarımızla aldığımız kararı bildirdim. Çok net hatırlıyorum, babam hem çok şaşırmıştı, hem de gururlanmıştı. “Tamam oğlum, gidip bir konuşalım” dedi ve bunu cidden yaptık. Ve ben liseyi Şişli Terakki’de okudum.

5-6 yaşlarında yaşadığım ve unutamadığım, babamın nasıl bir “baba” olduğunu anlatan bir anım da şudur; evimizde dış kapı girişinden sonra bir de antreye girerken bir kapı daha vardı, bu kapının arkasında da bir sandalye. Babam işten gelip zili çalınca, ben hemen o sandalyenin üstüne çıkardım. Babam, antre kapısını açıp sandalyenin önüne gelince (beni görmüyordu, ben arkasında oluyordum) dururdu ve ben sırtına atlayıp, güya babamı korkuturdum! Bu bizim her akşam yaptığımız bir rutindi, aslında baba-oğul etkinliğiydi diyebilirim! Bir akşam, babamın kafası başka bir şeyle meşguldü sanırım. Eve girip, antre kapısını açınca sandalyenin olduğu yerde durmayıp yürümeye devam etti. Ben elbette duracağını düşündüğüm için atladım ve yere kapaklandım bir anda! Hem acı, hem rutinimizin gerçekleşmemesi sebebi ile ağladım ve meşhur inatçılığım ile babamın tekrar dışarı çıkıp eve gelmesini ve rutini gerçekleştirmemizi istedim. Daha ilgisiz bir baba, ne gerek var yarın yaparız deyip geçiştirebilirdi ama babam, paltosunu ve ayakkabılarını giyip dışarı çıktı. Sanki işten yeni geliyormuş gibi yaptı ve ben o akşam da  babamın sırtına atlayabildim!

Bunu yazarken bir başka anım daha aklıma geldi. Babam iş için mi, gezmek için mi bilmiyorum bir ara Kıbrıs’a gitmişti. Hatırladığıma göre yine 5-7 arası bir yaşta olmalıyım. Bana da gelirken bir ceket-pantolon takımı almıştı. Ancak ben çocuk aklı ile “Kemer niye almadın” dedim (ne yapacaksam kemeri!) Babam da “unuttum, yarın alırım” gibi şeyler söyledi. Yukarıda bahsettim ya, ben bildiğiniz keçi inadı olan bir çocuktum ve tutturdum “hayır, kemeri de Kıbrıs’tan alacaksın” . Babam “Oğlum olmaz, Kıbrıs’a gidemem, buradan alalım”…vb. sözlerle beni ikna etmeye çalışmıştı ama mümkün değil. Yine belirtmek istiyorum, daha ilgisiz bir baba napalım alamam deyip konuyu kesip atabilirdi ama babam (biraz da pratik zekasıyla) sonradan öğrendiğim kadarıyla beni Feriköy pazarına götürüp “Bak işte burası Kıbrıs, hadi sana kemer alalım” deyip, konuyu tatlıya bağlayarak çözmüştü!

Başka bir sürü hikayemiz var elbette. Bu anıları yıllar içinde anlatıp hep gülerek andık ailemizde, hala da anlatırız.

Bazı röportajlarda veya yayınlarda bana “Babanızın kulağınıza küpe olacak bir sözü var mıdır?” diye sorulmuştu. Verdiğim cevabı tekrarlamak istiyorum; babamla yaşadığım her an benim kulağıma küpe olacak anılarla dolu. Onun bana iyi bir rol model oluşu, şimdi benim çocuğuma iyi bir rol model olmamı sağlıyor.

Fiziken yanımızda olmayan ama kalbimizde hep yaşayan babamı sevgiyle anıyor, babalar gününü kutluyorum!

Yazar : Kalptenbaba

7 Responses

  1. Canım Serkan, tanıdığım en özel babalardansın Yeri gelmişken, kadıköyanneleri.com sitesindeki #ilhamverenbabalar yazılarımda seni anlatma fırsatını bana verdiğin için, sana bir kez daha teşekkür ederim Şimdi okuyunca hatırladım, ben de yazımda anlatırken babana hayran olmuştum Duygularını önemseyip kapıdan çıkması, eve yeni geliyor gibi yapması ve sırtına atlaman:) Sen çok yaşa Serkan, tatlı oğlunla nice babalar günü kutla

  2. Nurlar içinde yatsın babanızOkan’ın sizin gibi sevgi dolu bir baba ile büyümesi toplum için çok önemli bir rol model
    Babalık yolunuzun açık olması dileklerimle babalar gününüzü en içten dileklerimle kutluyorum.

  3. Merhaba,
    sosyal medyada zaten sizi takip ediyorum. Okan’ın her zaman söylediğim gibi ayrı bir fanıyım. Benimde bir oğlum var ve Okan ile video aracılığı ile de olsa tanıştı varsayabiliriz:-) Bende anneyim ve oğlum için her zaman daha iyi bir anne olabilmek için hep daha fazla okumaya, araştırmaya çalışıyorum. Kitaplar, seminerler evet dediğiniz gibi bunlar gerçekte uygulanamayabiliyor. Ama en büyük reçete bir çocuğu büyütürken sevgi ve o sizde fazlasıyla var. Kocaman bir yüreğiniz var ve Okancığım da çok başka özel bir çocuk. Neşeniz tatlılığınız ve mutlu hayatınız baki olsun. Sevgiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir